6 Aralık 2009 Pazar

Dersim'e (Mameki) dair 2 - Murat Naroğlu

Dersim'e (Mameki) dair-2

Geçtiğimiz haftalar boyunca gündemi sıklıkla meşgul eden Dersim haberleri üzerine, bir Dersimli olarak ben de bir şeyler karalamıştım ve oluşan bu yazıyı http://devrimcidinamik.blogspot.com/2009/12/dersime-mameki-dair-murat-naroglu.html adresinde yayımlamıştık. Adresi verilen çalışmaya yönelik görüş belirten arkadaşların fikirlerinden hareketle, ilk yazıyı zenginleştirecek şekilde yeni bir polemik yazısı yazmak zorunda kaldım. Hemen başlayalım...

“Kürt sorununu Türkiye'nin, hatta Ortadoğu'nun en büyük sorunu olarak görmeyen, Kürtler'in ayrı bir devlet kurma hakkı için çalışmayan, Kürtler'in anadilde eğitim hakkı ve diğer hakları için çalışmayı tüm devrimci çalışmalarının en önüne koymayan bir insan bence devrimci değildir, demokrat değildir.”

Temel hatalardan birisi. Kapitalizmin böylesine kök saldığı bir dünyada bir milli mesele asla ve asla en temel sorun OLAMAZ. Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu'sunda da temel sorun iktisadidir, elbette işin milli boyutu vardır; ama milli mesele olarak lanse edilmesinin arkasında sınıfsal çıkar vardır. Kürt sorununun büyüklüğüne ilişkin böyle güzellemeler yapmak, sosyalizmin önünde büyük bir engeldir, kafanızda yarattığınız veya yaratılan bir olgudur, ideolojinin bir türü, örneğidir. Bu kadar olur! Bu cümleyi yazmaya sebep olan düşünce ve sosyal pratiği, Türkiye devriminin önünde engeldir. Anadilde eğitim ile anadilde eğitim alma özgürlüğü farklıdır. Bir devletin bir tane resmi dili olur; ama anadilde eğitimin yapılmasını garanti eder, kendisi yapmaz, yapanın korumasını sağlar.

“Bir Türk devrimcisinin en büyük görevi resmi ideolojiyi deşifre etmek ve buna karşı savaşım vermektir. Sadece günlük değişen iktisadi olaylarla değil, direk (vurgu MN) olarak resmi ideoloji ile savaşması gerekir.”

Temel görevi “temcil pilavı” gibi din, millet, vb. üstyapı kurumlarıyla uğraşmak olan bir devrimci tanımıyorum. Böyle şey olmaz, Hegelcilik yapmayalım, üstyapıya ilişkin bilinç böyle değiştirilmez.

“Kemalizme karşı mücadele yürütmeli. Kemalist ideolojinin ne kadar gerici olduğunu, faşizan, emperyalist, işbirlikçi olduğunu ve buna kürt sorunu en büyük dayanak olarak göstererek deşifre etmeli.”

Kemalizm, dönemsel olarak değerlendirilmelidir; ilk yıllarında yaptığı pek çok önemli hamlenin görmezden gelinmesi doğru değildir. M. Kemal sosyalist değil, devrimci değil; adam pragmatist bir burjuva reformcusu, yer yer radikal inkılapçı. Böylesine karmaşık bir şahsiyeti toptan kötüleyip toptan sahiplenemezsiniz, böyle yapmak mutlakçılıktır, idealizmdir. Nesnel değerlendirme ister, tıpkı Stalin gibi. Metafizik soruların cevabı “ya evet ya da hayır”dır. Stalin ve M. Kemal konusunda yapılan ne yazık ki budur. Fransa'nın bir dönemki liderlerinden De Gaulle için de aynısını yaparsanız onun olumlu hamlelerini (Nato ve “Mavi Ceketliler”) göremezsiniz. M. Kemal'in mason locaları eylemi bile tek başına müthiş bir harekettir, ister burun kıvırın ister ağız burun bükün, bu böyledir. Nesnel bilimsel inceleme böyle olur. Diyalektikte ise “hem evet hem hayır” denilir; fakat bu da Hegelci sınırları aşamaz. Marks ve Engels'in yöntemi polyalektiktir, onlar o günün koşullarına göre diyalektik demişlerdir ki zaten bilimlerin gelişmişlik düzeyi ve disiplinlerarasılık o kadar gelişmediği için yaptıkları yeterlidir; ama bugün cevap “hem evet hem hayır hem de diğer” olmalıdır, yani bütünlük. Bunun adı da polyalektiktir. Basit görünse de hiç anlaşılmadığı özellikle M. Kemal ve Kürt meselesinde o kadar içi boş yazı yazılmasından ortaya çıkar. M. Kemal'i, Kemalist süreci ve Kürt meselesini tartışmak için en başta duyguları ve nefreti bir kenara atmak gerekir, bunu en çok Kürtler ve Kürt hayranı devrimciler yapmalıdır.

“Kürdistan devletler arası bir sömürgedir, Kürt ulusu sömürgelerin sömürgesi durumundadır.”

Bu cümlenin incelenmesi için konuşmayacağım; fakat uluslaşma denilen nesnel ve kanlı bir süreç vardır. Kürtler'in bu konuda sınıfta kalmış olması muhtemeldir, detaylara girmeyelim. Çünkü ulus, halk, millet, devlet kavramlarının sosyolojik içeriği ve bilimsel sosyalizmin yüklediği anlamlar noktasında araştırmalarım devam ediyor.

“Elbette ki olaya tarihsel diyalektik materyalist açıdan bakacağız. Kürt sorununa da bu açıdan bakacağız. Ama Kürt sorununu kavramak için bu bakış açısından daha dikkatli, daha derin olmalıyız.”

Kürtler neden özel bir millet veya inceleme konusu oluyor anlamadım, tarihsel sürecin birer parçası olan bir millet işte o kadar. “ama” dediniz mi iş bitiyor zaten, ne yöntem kalıyor geriye ne bilimsellik; tek,eksik ve hatalı “resmi ideoloji” düşmanlığı, duygusallık ve romantiklik. Bedel ödenen bu çabalar ne yazık ki “resmi ideolojinin” aşılmasına yönelik değildir.

Kürt sorununda belirleyici olaylar 1915-1925 yılları arasında gerçekleşmiştir.”

Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanma süreci ve 1912 Balkan Savaşı ile Sırplar'ın, Bulgarlar'ın ve Yunanlılar'ın askeri başarıları İttihadçı kadroyu telaşlandırmıştır. O dönemki anlaşmalarda Avrupalı devletlerin imzalatmış oldukları reformcu maddeler, bu imparatorluk içi milletleri heyecanlandırmıştır. 1908 ve 1913'te iki darbeyle iktidarını güçlendiren İttihadçılar, Turancı ve Türkist yayılmacı anlayışları benimseyip Osmanlıcılık'tan vazgeçmek zorunda kalmışlardır. Doğu'ya yayılmayı ideolojik açıdan uygun görmüşler, Ermeniler'in de diğer milletlerin yararlandığı 23. maddeye benzer 61. maddeden yararlanıp Rusya yardımıyla bağımsızlık kazanacaklarını düşünmüşlerdir. Almanya'nın savaşı kazanacağına inanarak kendi isteklerine ulaşabilecekleri kanaatine varınca da hem yayılmayı hem de Ermeniler'i imha etmeyi planlamışlardır. Kafkaslar'daki yenilgilerden sonra yeni bir şey elde edemeyeceklerini anlayınca da iç içe geçmiş diğer hedefi, Ermeni soykırımını gerçekleştirmişlerdir. Bu sırada İtithadçı Merkezi Umumi'nin vurucu gücü içerisinde pek çok paramiliter Kürt çeteleri bulunmaktadır, Hamidiye Alayları benzeri bir örnektir bu. Ermeni tacir sınıfının varlıklarının yağmalanması, Kürt aşiretlerinin de işine gelmiştir, hırslarını dizginlemiştir. Savaşın bitimi ve Kemalist kadronun iktidar mücadelesinde başarıya ulaşıp kendi yolunu çizmek istemesi, Sovyet Cumhuriyeti ile ilişkileri bozmamaya gayret etmesi, Musul sorunu, Lozan anlaşması, Aşar Vergisi'nin kaldırılması süreci tam da Kürt isyanlarına denk düşer. Seyit Rıza'nın İngilizler'e mektubu da dönemin İngilteresi'nin sadece TC içerisinde değil, Ermenistan dolaylarında da azınlık meselelerini hem TC'ye hem de Sovyetler'e karşı kışkırttığının küçük ve güzel bir örneğidir. Kürt emekçilerinin kıyımının baş sorumlularından ikisi de (devletten başka) her zaman için istihbarat örgütleri ve Kürt feodal sınıfıdır. Bugün de aynı şey yaşanmaktadır.

İnsan hakları ve demokrasi söylemlerinin çıkacağı yol liberalizmdir; tıpkı vatan, yurt savunusunun faşizmin bir türüne çıkması gibi.

“Çünkü Filistin sorunu emperyalistler için Kürtler kadar tehlikeli değildir. Çünkü emperyalist devletler dünya kamoyunun Kürtler'e neler yapıldığından haberdar olmalarını istemezler. Çünkü Filistin sorunu Kürt sorunu kadar sınıfsal bir yapıyı tehdit etmiyor…”

Buyur burdan yak! Filistin ve Kürt meseleleri emperyalizmin oyun topudur, ihtiyaca göre kullanılırlar, tıpkı Ruanda'daki Hutu-Tutsi ve Sri Lanka'daki Tamil meselesi gibi. CIA destekli Rabiya Kadir'in liderliğindeki Uygur Türkleri ayrılıkçı faaliyet yürütecek, Çin komünistleri de onları destekleyecek öyle mi? Devletin katliamlarını onaylamıyorum; ama romantikliği ve insan hakları-demokrasi savunuculuğunu bırakalım. Çin konusunda anarşist Gün Zileli'nin durumu alaya alınacak denli basit teorik hatalar barındırıyordu. Kürt meselesinin sınıfsal yapıyı tehdit ediyor olduğu da bir hikâyedir, gerçeklerle bağdaşmaz. HAMAS ve PKK iki halkın kurtulması gereken örgütlerdir.

“Asıl bölüp parçalanan biz Türkler değil de Kürtler'dir demiyorlar.”

Cevabı yukarıda geçiyor, uluslaşma ve devletleşme süreci... Dünyada pek çok farklı ırkın başına gelmiştir, ulusun birliğini sağlama ile feodalizmin tasfiyesi eşzamanlı olmuştur. Kürtler özgün bir örnek değildir, sadece emperyalizmin ilgi alanına daha fazla girmiştir, şartlardan dolayı, o kadar... Bunlar resmi söylem değildir, anlamak isteyene tabi.

“Emperyalizmin desteği ile kurulan zaten Türkiye Cumhuriyeti'dir.”

O kadar kolay değil, yanlış bir tahlil. TC'nin seyri çok hızlı değişmiştir, böylesi bir genel yargı gerçeklerle bağdaşmaz.

Kürtler'e yapılan zulümleri inkâr eden birisi aramızda yok; ama meselenin temeli ve çözümü noktasında doğru değerlendirme maalesef yapılmıyor. Tam da bu esnada sonuçlar üzerinde duran Kürt romantikleridir. Yazıda belirttiğim şu: “Kürtçe'yi savunan bir feodal bey, kapitalist ya da işçi, ihtiyaca göre yaşar veya yaşatılır.” Evet, aynen böyle yürütülür. Mesela bugün de çıkarırlar Kürtçe'yi sevimleştirirler, Kürtler'i şirinleştirirler. “Şehit aileleri”ne polis saldırısına ses çıkartılamadığı günleri gördük birkaç hafta öncesinde, burjuvazi işte böyle psikolojik savaş yürütür. Ahmet Kaya'ya yapılanlar bir burjuva devletin ihtiyaç duyduğu milliyetçiliğin kullanımıdır, bu da ihtiyaca göre düzenlenir, yaşananlar da bunun kanıtıdır.

“Sorun şu ki Türk devleti Kürtçe'yi savunan bir kapitalist beyi yada feodal ağayı yaşatmamaktadır. Örneğin 25 yıl öncesinde “Sabancı” ya da “Koç” ya da başka büyük bir sanayici Kürtler'le ilgili söylemlerde bulunsa, bir şekilde bütün serveti alınır ya da kendisi öldürülürdü.”

Tekrar söylüyorum, burjuvazinin dönemsel ihtiyacına göre milli meselelerdeki davranışları değişir. Dolayısıyla bazen şişirir, bazen söndürür. 70'lerde de şişirmiştir. Kürt isyanlarının temelini yukarıda açıklamıştım, tekrara girmeyelim. Türkiye'deki devrimci hareketin, resmi ideoloji de dahil ne kadar derin bir sefalet içerisinde olduğunu ben de sürekli dile getiriyorum; ama Mahir'in, Hüseyin'in ve bilerek gölgede bıraktırılmış diğer devrimcilerin (herhangi bir ırktan olabilir, Türk-Kürt diye ayırmıyorum) bir konudaki hatalarını alıp bütün bir devrimci hareketi küçümser yaklaşımlar doğru değildir. Cevahir'in raporu çok değerlidir, yine metafizik bakış açısı diyor ki, “Efendim resmi ideolojiyi aşamamışsa geçelim gitsin.” Olmaz işte, o rapordan alınması gereken nokta, feodalizme karşı mücadelenin önüne GEÇİRTİLEN milli meselelerdir, bu idrak edilsin diye koyduk. Bu mantığa (mantık diyorum, yöntem değil; mantığı aşıp yöntem kullanmayı öğrenmek zaman alır) göre, yanlış devrimci strateji geliştiren Kaypakkaya'nın kimi bölgelerde doğru sınıfsal rapor çıkaramaması gerekirdi; ama bir yerde yanlış bir yerde doğru yapmıştır. Tıpkı Kıvılcımlı gibi, veya diğerleri. Diyalektiği geçtim, metafiziği aşmanız çok zaman alacak. İlişkiyi tersine çevirmeyelim, ulusal bilincin fark edilmemesi için ağalık, şeyhlikle anlaşılmamıştır; tam tersine, feodal düzen karşıtı devrimci bir önderlikle mücadele edilmesin ve tek bir devrimci hareket oluşturulamasın diye Kürtçülük yaygınlaştırılmıştır. Eski MİT görevlisi Avni Özgürel'in açıkça belirttiği gibi, Kürt emekçisinin ve halkının liderliği Kaypakkaya'da değil Öcalan'da olmalıydı. PKK, kontra (kontr değil, ikisi farklıdır) bir yapılanmadır. Ha bire örnek verilen Tamil Kaplanları da öyledir, ki istihbarat örgütleri alan değiştireceği için de şimdilik o örgütü susturmuşlardır.

Türkiye'de bir tane devrimci hareket olmalıdır, ayrıca “sol” ve “solcu” kullanımlarının komünist literatürde yeri yoktur. PKK de dahil Türkiye'deki kimi örgütler, Türkiye sosyalist hareketinin bütünlüğünü engelleyici onlarca eylem yapmıştır ve yaşatılmıştır. Kalkıp buna da resmi söylem denilecek ama, buyrun devam edin. Ayrıca cesaret, kahramanlık, bedel ödemek takdir edilir bir şeyse de, bir görüşün doğruluğunu göstermez. Bir devrimcinin ölüm orucunda can vermiş olması, o eylemin doğruluğunu kanıtlamaz.

“500 bin kişilik Taksim gösterileri bile çok kolay bir şekilde silinmiştir. Çünkü Türk Solu resmi ideolojiyi teşhir edememiştir.”

Vay be, demek her şeyin sebebi buymuş!!!

Bir de şu söylem var; “Türk devleti başkalarını katlederek kurulmuştur, dolayısıyla Kürtler, kapitalist de olsa kendi bağımsız devletlerini kurup orada sosyalizm mücadelesi vermelidirler.” Kanla kurulur devletler, uluslaşma süreci de öyledir, herkes devlet olmaz, olamaz. İyi hadi, Türkler yalnız başına kaldı diyelim, Kürtler de gitti Kürdistan'ı kurdu. E dürüst Türk komünistleri çıkıp şöyle mi diyecek: “Yahu bizim devlet de başkalarını ezerek birliğini sağlamış, burda haksızlık var, devrimi yapmak için başka temiz bir ülke lazım. En azından bizimkinden daha iyidir.” Devrim eldeki pisliğin üzerinden yürür, gidip başka sahada top oynayacağım denmez.

“Bağımsız bir Kürdistan hem emperyalizmi sarsar hem de gerçek bir sosyalist hareketin önünü açar..”

Gel de gülme, daha ne diyelim...

“Kürt milliyetçiliğinde “başka bir ulusu ezelim” diyen birisi bulunmaz. Kürt milliyetçiliği kendini üstün görmez. Ama Türk milliyetçiliği başka ulusu ezer, kendini üstün görür.”

Bunun garantisini kimse veremez, koşullar Bolşevikler'in kimisini bile aşırı derecede milliyetçi yapmıştır, Kürtler'in bir özelliği yoktur, pekâla faşist bir hareket içine girebilirler. Zaten kendi resmi ideolojileri epey ilerledi.

Polemik olmasından kaynaklı yazı biraz dağınık oldu, okurlarımızdan özür dilerim...

Murat Naroğlu

06.12.09